• BÜLTEN
  • KATILIMCILAR

Archive for the ‘2009’ Category

26 : Yerleşiklik

Lütfen tam ekran izleyin.

Bağlam

”Yerleşiklik”

Kısa bir aradan sonra yeni bir bağlamla tekrar yola çıkıyoruz. Kendimce yerleşiklik kavramını, halihazırda yürüyen sistemin en zayıf noktalarından biri olarak görüyorum.

Bireysel ya da kurumsal olsun, bir yapının yerleşik olması, bu yapının bir üst yönetim tarafından takip edilebilirliğini sağladığı gibi, olası bir sorgulama için de elle tutulur bir merci, gerçek bir sorumlu olmasını garantiliyor. İkametinizin kaydından tutun da, vatandaşlık numaranıza kadar size ait olduğunu düşündüğünüz bütün tescilli beyanlar, bir bakıma sizi sürekli daha sabit bir yaşama mahkum etmekten başka bir işe yaramıyor. Bu işleyişin insana vadettiği karşılık ise yasallığınız sayesinde işlerin sizin için daha hızlı yürümesi.

Düşününce boş vaat tabi.

BOYNUMA TAKTIĞIN TASMANIN DIŞINDA NEYE YARARSIN SEN?

Sene başında arkadaşım Umut’un tavsiyesiyle okuduğum bir kitaptan da bahsetmek istiyorum konuya dokunduğu için. Amerikalı yazar Hakim Bey‘in kafa açıcı kitabı T.A.Z (Temporary Autonomous Zone) tam da bu yerleşiklik mevzuuna dair bir dizi çözüm öneriyor. İlgilenen olursa şu adresten bahsi geçen kitaba, şu adresten de yazarın diğer yapıtlarına ulaşmak mümkün.

25 : Evcİl Varoluş

Bağlam

”Evcil Varoluş”

Evcil varoluş sözü Sevil Tunaboylu‘nun yeni defter projesinden ilhamla gelecek sayının bağlamı oldu. Uzun bir açıklama yerine kısaca ilgili bağlantıyı veriyorum.

http://bashucuresimleri.blogspot.com/2009/08/evcil-varolus-domestic-existence.html

Eserleriniz için son gönderim tarihi 15 Eylül. İştirak Makinesi hemen solda, görüşürüz.

24 : Kültür

Lütfen tam ekran izleyin. // Please watch in fullscreen mode.

Bağlam

”Kültür”

24. sayı için sorgulamaya çok açık, anlamı son birkaç yüzyılda sıkça değişime uğramış bir kavramda karar kılındı. Kültür.

”Güvenilir” ya da ”güvenilmez” kaynaklardan aldığım birkaç farklı metinle, toplumsal bir gerçek olarak kültür tanımını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kültür: Bir toplumun duyuş düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce, dil ve sanat varlıklarının topu, belli bir konuda edinilmiş geniş ve sistemli bilgi.

Kültür: Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü.

Kültür: Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.


Bu doğru fakat bir o kadar da yavan sözlük tanımları, aslında idealize edilmiş, ancak gerçekte bu biçimde var olmayan bir kültür biçimini anlatıyorlar.

Kültür dediğimiz, tarihsel süreçte ön plana çıkmış, yayımlanmış, duyurulmuş yapıtların ve çoğunluğun benimsediği gelenekselleşmiş hareketlerin bir bütünüdür.

Bu kültür tanımının arkasında ise küçük kitlelerin ya da sadece bireylerin ürettiği, adı koyulmamış, sınıflandırılmamış sayısız sanat eseri, kültürel değerlere dönüşmemiş milyarlarca deneyim vardır.

Jean Dubuffet‘in deyimiyle batıda bugünkü ”doğru”, ”güzel”, ”iyi” gibi, göreceliliğine rağmen  ortak bilince eşanlamlı olarak nüfuz etmiş sıfatların sabitliğini denetleyen ”kültür polisleri”; toplum kütlesini birey parçalarına ayırma gücü olan, hali hazırda kontrollü bir şekilde belirlenmiş nosyonları denetimden özgür kılabilecek anlayışları, kavram önerilerini ve üretimleri hasıraltı etmekle sorumludur.

Bu durumda kültür, artık sanılanın aksine, toplumun oluşturduğu bir şey değil, toplumu toplum yapan, onu oluşturan şeydir.

Eserleriniz için son teslim tarihi 20 Temmuz. İştirak Makinesi solda.

NOT: Horaley’e ilk defa iş gönderen herkesi şunu okumaya davet ediyorum.

23 : Mondo Cane

Lütfen tam ekran izleyin.

Bağlam

Haziran bağlamı biraz gecikmeli de olsa geldi sonunda. A Dog’s Life olarak da bilinen Mondo Cane, 1962 yılında Paolo Cavara ve Gualtiero Jacopetti tarafından yönetilen bir film; insanın şiddet ve acı dolu dünyasını çok etkileyici biçimde, bir belgesel anlatımıyla yansıtıyor. Bu filmden kesilmiş 15 saniyelik bir sahne de önümüzdeki sayının bağlamını oluşturdu. Horaley Haziran sayısı için eserlerinizi 15 Haziran’a kadar gönderebilirsiniz. Not: Bu arada, henüz bağlamı duyurmadan eserlerini gönderenlere; birkaç dakika ayırıp Horaley’in nasıl işlediğine dair şuraya göz atarsanız çok güzel olur.

22 : The Broadway Melody

Lütfen tam ekran izleyin.

Bağlam

Bu ayki bağlam öncekilerden farklı olarak, bir film kesitinden oluşuyor. Norman Taurog’un 1940 yılında çektiği, The Broadway Melody adlı eserden 67 saniyelik bir görüntü. Herkeste farklı yansımaları olacaktır, üzerine çok söz söylemek istemiyorum o yüzden.

Horaley Mayıs sayısı için eserlerinizi 5 Mayıs’a kadar gönderebilirsiniz.

21 : Türkiye

Lütfen tam ekran izleyin. // Please watch in fullscreen mode.

Bağlam

Nisan ayı bağlamı belli oldu: Türkiye. (uuu!.)

Eserleriniz için son gönderim tarihi; 31 Mart.

20 : Mavi

Lütfen tam ekran izleyin. .

Bağlam

Horaley’den tekrar merhaba. Mart ayı bağlamı ”Mavi” oldu. Aşağıda kısa bir açıklama var, ama yine de Horaley’e göre en iyisi gözleri kapatıp öyle okumak.

Eserlerinizi gönderebileceğiniz son tarih 5 Mart 2009. İştirak Makinesi sol tarafta, herkese güzel günler.

* (…) Bir renk olarak mavi, Türkçe’ye ma kökünden türeyerek yerleşmiş. Ma, Arapça’da su anlamına gelirken, Ma’i de su gibi manasında kullanılıyor. Suyun, denizin mavi görünmesinin sebebi de kırmızı tonları soğurmasından kaynaklanıyor. Renklerin teknik açılımlarına daldıkça aslında her rengin kendi kuvvetini bir başka rengin yokluğuyla kazandığını da düşünmek mümkün.

Yine aynı bağlam üzerinden düşünürsek mavi, psikoloji kapsamında hüznün, üzüntünün rengi olarak tanımlanıyor. Bunların karşısında duran belki de turuncunun; yani kırmızı ve sarının temsil ettiği duyguların işin içine girmesiyle mavi ısınıyor, buruk sevinç, sevinç gözyaşları gibi tamlamalara uzanıyor. …

————————————————————————————————————————————————

Greetings from Horaley. March context is decided, it’s ”Blue”! Deadline for your submissions is March 5th 2009. Please use Contribution Machine, it’s on the left frame. Have a nice month everyone.

19 : Militarizm

Lütfen tam ekran izleyin. // Please watch in fullscreen mode.

Bağlam

Harika bir Ocak sayısının ardından, biraz gecikmeli de olsa Şubat bağlamı belli oldu. Bağlam önerisi için aynı zamanda bir Horaley katılımcısı olan Senem Gökçe’ye teşekkürler.

Artık sol tarafta gördüğünüz Bağlam Makinesi‘ni kullanarak, siz de ilerki sayılar için bağlam önerisinde bulunabilirsiniz. İster bir kavram, ister bir görsel, isterseniz bir ses dosyasını da önerinize eklemeniz mümkün.

Şimdi sözü Savaş Karşıtları organizasyonundan Oğuz Sönmez‘e bırakıyoruz. Kendisi aşağıdaki metni Horaley için kaleme aldı. Şubat ayı bağlamı Militarizm, eserlerinizin teslimi için son tarih 10 Şubat.

———————————————————————————————————————————————

1789 Fransız İhtilali, feodalizmin çöküp, kapitalizmin tarih sahnesine çıktığı bir milat olarak adlandırılır.

Böylece burjuvazi, devrimin en büyük kitlesel gücü olan köylülere, bir “ulus devlet”in sınırları içinde, bir “ulus”un “özgür yurttaş”ları olmayı sundu. Elbette bu ulus devleti ve sınırlarını korumanın küçük bir bedeli vardı: “Vatandaş orduları”na katılmak. Böylece dünya, son 200 yılda, değişik biçimlerde de olsa, bugün için çok normal bir işleyiş olan “zorunlu askerlik” uygulamasına geçti. Yaklaşık 150 yıl once de militarizm kavramı, modern bir kavram olarak literatüre girmiş oldu.

Militarizm, kısaca; askeri sistemin ve askeri anlayışın tüm toplumsal yaşama egemen kılınmasını ifade eder.  Anti-militarizm ise bu sistem ve anlayışa karşı çıkar.

Savaş; insan, toplum ve doğa için bir yıkımdır.  Anti-militarizm savaşın her türlüsüne, “kirli-temiz”, “haklı-haksız” demeden “ama”sız ve “fakat”sız karşı çıkar. Bu anlamda tutarlı bir savaş karşıtlığıdır.

Politik, ahlaki ve dini gerekçelerle savaşa karşı çıkan ve savaşın bir unsuru olmayı reddeden vicdani retçileri sonuna kadar destkler.

Bilim ve sanayi ile bütünleşen ve onları egemenliği altına alan askeri endüstriye, dünyayı bir kaç kez yıkıma ve yokoluşa uğratabilecek kadar devasa büyüyen nükleer, kimyasal ve biyolojik her türlü kitlesel ve bireysel silahların üretim ve transferine de karşı çıkar.

Ulusal ve uluslararası militarist yapı ve organizasyonlar, baş aktörler olarak süreci daha da hızlandıran, güçlendiren bir işleve sahiptirler ve tabi ki dağıtılmaları gerekir.

Militarizmin ideolojisi milliyetçiliktir. Ulus devletin korunması anlamında başka uluslara düşmanlık ve nefret üreten şoven ve faşizan anlayışları da sürekli besler.

Militarizm erkek egemen anlayışa dayanıp, kadın, eşcinsel ve sakat ayrımcılığını sürekli yeniden üretip, toplumun bütününe yayar.

Şehitlik, şahadet gibi dini duyguları kullanarak ölümü kutsayıp, normalleştirir. Şiddeti toplumsal yaşamın bütün alanlarına yayıp, sorunların çözümünde geçerli bir araç haline getirir. Böylece şiddet kültürü yaşamı şekillendirir.

Anti-militiarizm, savaşa karşı barışı savunurken onu bir zaferin sonrasına ertelemez.  Barışçıl yaşamı bir yaşam kültürü olarak ele alır ve gidilen yolun kendisi olarak görür.

Şiddeti bir bütün olarak sorgular. Tüm toplumsal etkinliklerde şiddetten arınmış itaatsizlik yöntemlerini kullanır. Sorunların çözümünde çoğunluğun azınlık üzerinde egemen olmasını ya da orta bir yerde uzlaşmayı değil, bir ileri noktayı hedefleyen konsensus yöntemini uygular.

Militarizm, yalnızca savaş ya da siyasete egemen olmaya çalışan apoletli bir yaşamdan ibaret değildir. Toplumun tüm yaşamına -muhalif külture bile- sinmiş bir anlayıştır. Anti-militarizm, toplumsal yaşamımızda da varolan, tahakküm, egemenlik, itaat, hiyerarşi gibi kavramaları da sorgulayıp, bunları aşacak farklı bir yaşamın olabileceğini savunan tutarlı bir özgürlük anlayışıdır da.

12.01.2009

Oğuz Sönmez

18 : Karanlık

Lütfen tam ekran izleyin. // Please watch in fullscreen mode.

Bağlam / Context

2009’un ilk sayısı için yeni bağlam oluştu; Karanlık.

Işığın adını anmadan karanlık hakkında bir şey söylemek imkansız. Çünkü ışığın olmadığı yerin adı karanlık. Günaydın.

Petrarca, Karanlık Çağ demiş. Açlık, yağma, vesaire karanlığa atfedilmiş böylece. Antik Yunan ya da Batı Avrupa’da yaşanan acı dolu çağları karanlık diye anmakta, ışıkları söndürüp o çağı görmeme, olmamış varsayma altmetni de okunabilir. Boşa söylemiyorum, insanın huyudur; kaldıramayacağı bir şey görmeyedursun, gözü kararır, bayılıverir. Neyse, Petrarca çarpar adamı.

İnsanın dandikliğinden ve doğanın “zalimliğinden” kaynaklanan karanlık çağları bir kenara bırakırsak çok daha ilgi çekici bir açılımı daha mevcut karanlık kelimesinin.

Karanlık Madde.

Varlığı fiziksel olarak deneylenememiş de olsa evrenin yüzde doksanının karanlık maddeden oluştuğu düşünülüyor. Varlığı, maddeler üzerindeki kütlesel çekim gücü üzerinden tespit edilebiliyor. Allaha inanmıyorum ama bir güç var hesabı yani. Karanlık merak uyandırır, gizem yaratır.

Ve bilinmeyeni temsil eder.

Aslında çok daha fazlası her zamanki gibi. Serbest çağırışimları baltalamamak için kısa kesmekte fayda var. Eserleriniz için son teslim tarihi 5 Ocak. Herkese mutlu seneler! (Bir beyinsiz gibi yazdım her şeyi , farkındayım.)

———————————————————————————————————————

The first issue of 2009 will be ‘Darkness’.
It is hard to say anything about darkness without uttering a word about light. Because, darkness is where the light is not. Good morning.

Petrarca mentions the Age of Darkness. Hunger, pillage, etc, all of these have been attributed to dakness. Not only in (Western) Europe, but in Ancient Greece, too, Darkness have passed. It is possible to ‘see’ the darkness under that ‘light’, a way of killing all that remind us of a time of abundant pain and suffering; remembering to forget. ı am not talking in vain, fainting at the very sight of an immutable being is a human, perhaps all too human, trait. Petrarca, of course, would gladly haunt us out of that thought.

The Dark Ages, owing to inherent shittiness of the human and the usual ‘cruelty’ of the nature, set aside, I believe the word Darkness has an infinitely more fascinating interpretation.

Dark Matter.

Even though it has not thus been verified through scientific experimentation, it is believed that majority of the universe consists of dark matter. It can be detected by its gravititational ‘influence’ on matter. Sort of like, I don’t believe in God, but there are some things begging to be explained. Darkness evokes curiosity, involves mystery.

And it signifies the unknown.

Of course, as usual, it’s much more than that. Instead of undermining your creative intuition, I’ll cut it short. Deadline is 5th of January. Happy New Years.